Çıkışı olmayan bir labirentte koşuşturan kedilerin, barajından taşan bir akarsuyun, dalgakıran tarafından sonlandırılan her bir dalganın buluştukları ilk nokta, amaçlarını gerçekleştirmeye doğru yol alırlarken engel ya da engellerle karşılaşıp gayelerinin sonlanması olsa gerek. Kediler çıkışı aramaktadırlar; belki sebebi kendileri de bilmeyerek, belki kaçmak istediklerinden, belki korktuklarından, belki de acıktıklarından… Ya da çıkış falan aramayıp amaçsızca koşuşturmaktadırlar. Her bir amacın çıkışı, içinde bulunduğu hal ve durumun mahiyetinin verdiği şekille gerçekleşir. Genel olarak o şekille gerçekleşmek zorundadır. Şekillenen, engellerle karşılaşan, sonlanmak zorunda kalan sadece amaçlar değildir. Amaçların çıkış noktası olan; deneyim birikimleridir ya da deneyim haline gelmek üzere olan, tüm soyut ve somut olarak gerçekleşenleri sağlayan, somut hissettirip soyut gerçekliği gösteren, düşük amperli akımlardır. Sonsuzluk kavramının saklı olabildiği, olabileceği… Taşıtların belirli ve doğrultuda ilerlemesini sağlayan sokak ve caddeleri oluşturan, varlığı yaşatan düşük amperli akımlar…
Her bir akım, yani yol, yani düşünce, yani amaç, kendilerini yola çıkaran tarafından kısılır, biçimlenir, körelir ya da yok olur. Yola çıkaran, bir et parçasından başka bir şey değilmiş gibi görülmektedir. Fakat kendisini bir et parçasından başka bir şey değilmiş gibi gösterende, varlığın ta kendisiymiş gibi gösterende kendisidir. Üretip yola çıkardığı her düşünce kendi engelleri doğrultusunda şekillenir. Bazen ürettikleri hiçbir biçim almadan olduğu gibi fırlayıp ya gerçek olana şekil verip tamamen değiştirir veya daha fırladığı gibi yok olur. Tüm bu marifetlerin sahibi olan zihin içinde bulunduğu vücudun her durumundan sorumludur. Ta ki ömrü sonlanana kadar. Var olduğu süre içersinde gözlemlediği her bir olaydan kendi devamlılığını sürdürmek için kendine geçici ya da kalıcı kurallar edinir, yani deneyimleri. Deneyimler insan yaşamının sağlıklı ve mutlu sürdürülmesini sağlayan teminatlardır. Bu teminatlar zaman zaman katılaşıp yeni edinilecek deneyimleri engelleyecek hale geldiklerinde tehlike arz etmeye başlarlar. Çünkü yaşanan bir deneyim insan beyninde kalıcı etkisini bırakmış, yeni deneyimlerin yaşanmasını zorlaştırmakta ya da kimilerini aksak hale getirmektedir. Söz konusu durum bir anlamda zamanla kendi yolunu oluşturmuş ve o doğruluda ilerlemekte olan akarsuya set çekilmesi, yani baraj kurulması; azgın dalgalarıyla karayı aşındıran denize dalgakıran kurulması da sayılabilir.
Esasen söz konusu olan önyargılardır. Katılaşan her bir deneyim, tam tabiriyle önyargı, bir evin her bir tarafına örülen örümcek ağları gibi çirkin, gitgide yükselen bir duvar kadarda aşılması zordur. Zihin serbest kalamadıkça, yozlaşmaya maruz bırakıldıkça her geçen gün zorluklar altında kalmaya, ezilmeye mahkumdur. Tabi ki bu mahkumiyet kimi zaman töreler sebebiyle, kimi zaman adet edindiğimiz alışkanlıklar sebebiyle, kimi zaman kulaktan dolma söylemlerle, kimi zaman ise başka zihinlerin etkisi altında ortaya çıkar. Zihin kendi oluşturduğu, yaşadığı doğrultuda, akmak, ilerlemek ister. Fakat yine kendi akışkanlığına kendi oluşturduğu engellerle köstek olur. Bunun muhtemel olan tek sebebi bakış açısıdır. Kişi gerçekleşen ya da gerçeklemesi olası olguları ne kadar iyi değerlendirirse, şuurunun feraha erişmesini o kadar kolay sağlar.
Tüm bu mevzuların varlığı kişinin doğuştan özelliği olarak görülmez. İlk etken olarak aile, ikincil olarak yaşanan ve etkilenen çevre rotasında form alır. Mutlak bir zaman içersinde sağduyu çerçevesi oluşur. Sağduyunun, belirli bir yaşa gelene kadar edinilen önyargılar koleksiyonu olarak tanımlanabiliyor olması, durumun vahametini açıkça ortaya çıkarmaktadır. Özetle önyargıların kazanımı; kişinin kendisinden önce, kişinin ailesi ve çevresini oluşturan faktörler sayesinde gerçekleşmektedir.
Labirentte koşuşturduklarından söz edilen kedilerin her biri, bireyin farklı farklı düşünceleri yerine sayılırsa, labirent duvarlarını oluşturan her bir tuğlada, zihni sınırlandıran başka bir önyargı olarak görülebilir. O zaman buna dayanarak, kişisel gelişime engel çıkan ilk etmen önyargılardır. Birey, bulunacağı görüşlerin sağlamlığını, kendi peşin hükümleri ile doğru orantılı olarak yitirir. Savlar, zaten geçmiş olabilecekleri mantık süzgeci himayesinde şekillenip, güçlenebiliyorken; sonrasında karşılaştıkları deneyim dışı hükümlerle güvenirliğini büyük ölçüde yitirebilirler. Buna bağlı olarak da kişinin kendine olan özgüveni de zayıflayabilir. Velhasıl; kendini alenen göstereceği üzere önyargıların, savların ne derece katili olduğu, su götürmez bir gerçektir.
Zihni büyük bir zorlama altında bırakan peşin hükümler, kişiyi üzerinde düşünebileceği, tartışabileceği konuları incelemekten de alıkoyar. Zaman zaman kimi kişilerin taktığı iddia edilen soyut at gözlüğü, kişiyi etrafını görme zorunluluğundan caydırır. Mantık çerçevesi içersinde denenip, her seferinde aynı sonucu veren bir olgu, kişinin kafasında bir daha ki seferlere de aynı sonucu verebileceği hissinin oluşmasıyla bir daha denenme ihtimalini kaybedecektir. Bu beyanatla birlikte, kişinin kendiside bu durumu farkında olmakta fakat çoğu zaman da engel olamamaktadır. Ve tarih boyunca bu koşullar büyük etkisini göstermiş, toplum hayatını kolaylaştırabilecek görüşlerin savunulmasına büyük ölçüde köstek olmuş, büyük görüş sahibi kişilerinde toplumdan dışlanmalarına, yükselememelerine sebep olmuştur. Belki de tarihin büyük düşünür ve bilim adamlarının kendi yaşadıkları süreç içersinde önemsenmeyip günümüzde çağımızın gelişmişliğini sağlayıp gelişebilirliğini kolaylaştıran aydın olarak görülmeleri, zamanımızdaki toplumsal önyargıların önceki zamanlara göre daha kolay yıkılabilir olduğunun göstergesidir. Buda önyargıların üstesinden gelinmesinin imkansız olmadığının en büyük kanıtlarından biri olarak görülebilir. Önyargı kısıtlamasında vuku bulan eylemler; düşünceleri köreltebilecek, hayatları kısıtlayabilecek, insanları şahsi ya da toplu olarak katledebilecek, bir devleti yıkabilecek ve hatta dünyanın siyasi ve doğal düzenini değiştirebilecek güçtedir. Bu tabirden de kolayca anlaşılabileceği üzere, eğitimde herhangi bir bilginin, hiçbir zaman değişmeyecek sabit doğru olarak verilmemesi, zaman içerisinde küresel düzen üzerinde zincirleme bir rol oynayacaktır. Şahısların ve toplumların refaha ulaşması için aranan çözüm yollarından biride, uzun vadede olsa dahi bu olabilecektir. Kısırdöngü bir yapıya sahip olan önyargılar, rasyonel çözümlerin bile bir problem halini almasına yol açabilecekleri gibi, tamamen farklı olanı diğeriyle de aynıymış gibi gösterebilir. Şahısların depresif ve melankolik halleri almasında da en büyük etkenlerden birinin peşin sunulan hükümler olduğu unutulmamalıdır.
Tüm bunlara dayanarak ortaya çıkıyor ki; labirentteki kedilerin koşuşturmaları korktuklarından ya da acıkmalarından değil, serbestçe salınma ihtiyacı duyduklarından kaynaklanmaktadır. Kediler labirentin duvarları arasında hapsolup oyalanmaya devam ettikçe gayeler gerçekleşemez. Zihindeki fikirler amaçları doğrultusunda salınamadıkça körelirler. Kısacası önyargılar, zihindeki engeller bütünüdür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yazıyom ben yaa!!